Wednesday, January 7th 2009, 6:18am UTC+2

You are not logged in.

  • Login
  • Register

Dear visitor, welcome to Bitirimiz.Biz. If this is your first visit here, please read the Help. It explains how this page works. You must be registered before you can use all the page's features. Please use the registration form, to register here or read more information about the registration process. If you are already registered, please login here.

çıkmaz_sokak

Intermediate

Posts: 291

Location: istanbulluyik Allahın adamıyik..:D

1

Monday, March 24th 2008, 1:25pm

Efendimizin(s.a.v)doğumu Ile Ilgili Mucizeler

Andolsun, Allah'ın rasûlünde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21)


"De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın..." (Âl-i İmrân, 31)

Hem Efendimizin peygamberliğinden evvel bazı hadiseler var ki, doğrudan doğruya birer mucizesidir. Bunlar çoktur. Nümune olarak, meşhur olmuş ve hadis alimlerinin kabul ettiği ve sıhhatleri tahakkuk etmiş birkaç nümuneyi zikredeceğiz.

Birincisi: Doğumu gecesinde, hem annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman ibni Âs'ın annesi, hem Abdurrahman ibni Avf'ın annesinin gördükleri azîm bir nurdur ki, üçü de demişler: "Velâdeti ânında biz öyle bir nur gördük ki, o nur batıyı ve doğuyu bize aydınlattırdı."

İkincisi: O gece Kâbedeki putların çoğu baş aşağı düşmüş.

Üçüncüsü: Meşhur Kisrânın meşhur sarayı o gece sallanıp yarılması ve on dört şerefesinin düşmesidir.

Dördüncüsü: Sava'nın takdis edilen küçük denizinin o gecede yere batması ve İstahrâbâd'da bin senedir daima yanan ve sönmeyen, Mecusîlerin mâbud ittihaz ettikleri ateşin, velâdet gecesinde sönmesi...

İşte şu üç dört hadise işarettir ki, o yeni dünyaya gelen zat, ateşperestliği kaldıracak, Fars saltanatının sarayını parçalayacak, Allah’ın izni ile olmayan şeylerin takdisini men edecektir.

Beşincisi: Gerçi velâdet (doğum) gecesinde değil, fakat velâdete pek yakın olduğu cihetle, o hadiseler de, Peygamberimiz Hz. Muhammedin (a.s.m.) peygamberliğinden önce meydana gelen harikulade hallerdir ki, bunlar peygamberliğine delil olan hadiselerdir.

Sûre-i Elem tera keyfe'de beyan edilen Vak'a-i Fildir ki, Kâbe'yi tahrip etmek için, Ebrehe namında Habeş padişahı gelip, fil-i Mahmudî namında büyükbir fili öne sürüp gelmiş. Mekke'ye yakın olduğu vakit fil yürümemiş. Çare bulamamış, dönmüşler. Ebâbil kuşları onları mağlûp ve perişan etmiş, kaçmışlar. İşte şu hadise, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın peygamberliğinin delillerindendir. Çünkü velâdete pek yakın bir zamanda, kıblesi ve mevlidi ve sevgili vatanı olan Kâbe-i Mükerreme, gaybî ve harika bir surette, Ebrehe'nin tahribinden kurtulmuştur.

Altıncısı: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, küçüklüğünde Halime-i Sa'diye'nin yanında iken, Halime ve Halime'nin eşinin şehadetleriyle, güneşten rahatsız olmamak için, çok defa üstünde bir bulut parçasının ona gölge ettiğini görmüşler ve halka söylemişler ve o vakıa sıhhatle şöhret bulmuş.

Hem, Şam tarafına on iki yaşında iken gittiği vakit, Bahîra-yı Râhibin şehadetiyle, bir parça bulut Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın başına gölge ettiğini görmüş ve göstermiş.
Hem yine peygamberliğinden evvel, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, bir defa Hatice-i Kübrânın Meysere ismindeki hizmetkârıyla ticaretten geldiği zaman, Hatice-i Kübrâ, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın başında iki meleğin bulut tarzında gölge ettiklerini görmüş, kendi hizmetkârı olan Meysere'ye demiş. Meysere dahi Hatice-i Kübrâya demiş: "Bütün seferimizde ben öyle görüyordum."

Yedincisi: Kesin bir nakille sabittir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, peygamberlikten evvel bir ağacın altında oturdu. O yer kuru idi, birden yeşillendi. Ağacın dalları, onun başı üzerine eğilip kıvrılarak gölge yapmıştır.

Sekizincisi: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ufak iken Ebu Talib'in evinde kalıyordu. Ebu Talip, çoluk ve çocuğu ile, onunla beraber yerlerse karınları doyardı. Ne vakit o zat yemekte bulunmazsa, tok olmuyorlardı. Şu hadise hem meşhurdur, hem kat'îdir.

Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın küçüklüğünde ona bakan ve hizmet eden Ümmü Eymen demiş: "Hiçbir vakit Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm açlık ve susuzluktan şikâyet etmedi-ne küçüklüğünde ve ne de büyüklüğünde."
Dokuzuncusu: Süt annesi olan Halime-i Sa'diye'nin malında ve keçilerinin sütünde, kabilesinin hilâfına olarak çok bereketi ve ziyade olmasıdır. Bu vakıa hem meşhurdur, hem kat'îdir.

Hem sinek onu tâciz etmezdi, onun mübarek vücuduna ve elbisesine konmazdı. Nasıl ki, evlâdından Seyyid Abdülkadir-i Geylânî (k.s.) dahi, ceddinden o hali irsiyet almıştı; sinek ona da konmazdı.

Elhasıl: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın peygamberliğinden evvel peygamberliğini tasdik ettiren ve tasdik eden pek çok olaylar, pek çok zatlar zâhir olmuşlar.

Evet, dünyaya mânen reis olacak ve dünyanın mânevî şeklini değiştirecek ve dünyayı âhirete tarla yapacak ve dünyanın mahlûkatının kıymetlerini ilân edecek ve cin ve inse ebedi saadet yolunu gösterecek ve fâni cin ve insi idam-ı ebedîden kurtaracak ve dünyanın yaradılışının hikmetini ve karışık sırlarını açacak ve Kainatı yaratan Allahın, bundan makasıdını bilecek ve bildirecek ve o Hâlıkı tanıyıp umuma tanıttıracak bir zat, elbette o daha gelmeden herşey, her nevi, her taife onun geleceğini sevecek ve bekleyecek ve hüsn-ü istikbal edecek ve alkışlayacak ve Hâlıkı tarafından bildirilirse o da bilecek.

Nasıl ki, yukarıda geçen işaretlerde ve misallerde gördük ki, herbir mahlukat, onu hasretle, sevgiyle bekliyor gibi mucizelerini gösteriyorlar, mucize diliyle peygamberliğini tasdik ediyorlar. (19.ncu Mektup-“MUCİZAT-I AHMEDİYE” adlı risaleden..)
hadi tut elimi kaçırma sakın beni...)

Rate this thread